Ali Kafkasyalı ilə danışıq

Ali Kafkasyalı ilə danışıq

۱- Hocam bizim oxucular sizi taniyorlar, ancak kendizi kendi ağzinizdan eşitmek istiriz! Lütfen biografizden bize buyurun!

– ۱۹۵۳ yılında Kars’ta dünyaya geldim. İlk ve ortaokulu Kars’ta okudum. Parasız yatılı olarak kazandığım öğretmen okulunu 1974 yılında Rize’de okul birincisi olarak bitirdim. Hem öğretmenlik yapıp hem de Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü okudum. Türkiye’nin muhtelif okullarında öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundum. Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde lisans tamamladım.

۱۹۹۰ yılında Yurt Dışı öğretmenlik sınavını Türkiye birincisi olarak kazanarak Fransa’ya gittim. Altı yıl Paris bölgesinde öğretmenlik yaptım.

۱۹۹۲ yılında Bakü Devlet Üniversitesi’nde ekstern programında master yapmaya başladım. 1996 yılında doktoramı bitirdim.

Fransa’dan döndükten bir yıl sonra 1997’de Atatürk Üniversitesi’nde görev aldım. 2007 yılında doçent, 2012 yılında profesör oldum.

İki yıl Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde iki yıl da Giresun Üniversitesi’nde çalıştım. Hâlihazırda Atatürk Üniversitesi’nde çalışmaktayım.

Evliyim üçü hayatta dört çocuk babasıyım.

Ali Kafkasyalı ilə danışıq1
Ali Kafkasyalı ilə danışıq1

۲- Azerbaycan ashiklarina göre iki cild kitab işliyibsiniz! Nedenlerini bururun! Ne deliller baiis oldu bu araşdirmani yapibsiniz? Kendizin Azerbaycanli olduguzdan dolayi!? Yoxsa Ashik varliginin dolğunluğundan dolayi!? Yoksa her ikisi!? Ya bashka bir nedeni de varidi bulardan eleve!?

– Ben, Bolşeviklerin zulmüne uğramış ve yurdundan yuvasından didergin düşmüş bir ailenin evladı olduğum için ve Türk dilinin, edebiyatının, kültür ve sanatının temelini âşıklık geleneği teşkil ettiği için uzun süre Bolşeviklerin zindanında azap çeken fakat onlara methiye yazmamış bir âşık olan “Mikâyıl Azaflı’nın Yaratıcılık Yolu” üzerine doktora yaptım. Da sonra da bu yolu devam ettirdim.

۳- Bu araşdirmalarda nelere el tapdiz, ki o güne kimin deyilmemişdi?

– Benim bu çalışmalarıma kadar, en güçlü âşıklık geleneğinin İran Türkleri arasında yaşadığı bilinmiyordu. Zannediyorum insanlar benim bu çalışmalarımla İran âşıklarının nüfuzunun, kudretinin ve çokluğunun farkına vardılar.

۴- Aya aşik edebiyati bugünki modern edebiyat la yarişa biler mi? ya daha açidan, neler qata biler türk modern edebiatina?

– Öteden beri insanların hayatında ilk, orta ve yüksek tahsil merhaleleri vardır. İlk ve orta tahsilin yüksek tahsil için ne kadar önemi ve ehemmiyeti varsa âşıklık geleneğinin de dolayısıyla halk edebiyatının da modern edebiyat içerisinde o kadar ehemmiyeti vardır. Başka bir deyişle âşklık geleneği, yani halk edebiyatı modern edebiyatın esasını oluşturmaktadır. Halk edebiyatı olmadan klâsik ve modern edebiyat neşvünema bulamaz.

Tolstoy’da, Ayıtmatov’da görüldüğü gibi modern edebiyatçılar eserlerini âşık edebiyatını, halk edebiyatının üzerine bina ederlerse onun mükemmelliği ve muhteşemliği yüksek olur.

۵- Azerbaycan edebiyati ve türkye edebiyatinin taamollerin( Al-ver) lerin nasil görisiz? Bugün azerbaycan sadece türkye edebiatindan alir, yoksa onada bir zadlar verir ve onu dolğunlaşdirir? Yoksa türkye yazarlari Azerbaycanin bugün ve keçmiş hazinesinden yararlanırlar? Bunu yazilarinin dibinde görmek olur ya yok?

– Tebriz merkezli Azerbaycan, özellikle güney Azerbaycan Türk kültür ve medeniyetinin en kadim merkezlerinden biri olmuştur. Türkler Orta Asya’dan Anadolu’ya ve daha ötelere giderken binlerce yıl bu coğrafyada istasyon yaptıktan sonra yürümüşlerdir. Bu coğrafya binlerce yıl Türk yurdu olmuştur. Günümüzde de Anadolu’dan sonra Türklerin en yoğun olarak yaşadığı ülke İran’dır. Anadolu başta olmak üzere Orta Doğu’ya ve Balkanlara Türk kültür ve medeniyeti adına ne gitmişse Taşkent, Buhara, Semerkant, Herat, Tebriz, Merağa, İsfahan Erdebil, Hemedan, Urmiye yoluyla gitmiştir. Dil, edebiyat, halı, mimari, minyatür, musiki gibi bütün kültür ve medeniyet unsurları buradan gitmiştir.

Türkiye ve Balkanlarda ozanların ve halkın dilinde olan Kerem ile Aslı, Kurbanî, Hasta Kasım, Arzu ile Gamber, Tahir ile Zöhre, Abbas ile Gülgez, Garip ile Şahsanem, Şah İsmail ve Gülzar, Kaçak Nebi gibi pek çok halk hikâyesi İran âşıkları tarafından tasnif edilmiştir.

Halk romanı olarak kabul edilen halk hikâyeleri, yazılı edebiyatın hem nesir hem de manzum alanının esasını teşkil etmiştir. Bu hikâyeler ilk olarak İstanbul’da İran Azerbaycanı’ndan gelen ve Sahaflar Çarşısı’nda kitapçılık yapan Hacı Hasan, Abdülcelil, Hacı Kasım Efendiler tarafından 1280-1282 (1863 – 1866) yıllarında taş baskı ile basılmış ve yayılmıştır.

Son asırda Türkiye’nin yönünü Avrupa’ya dönmesi ve alfabe değişikliği olması sebebiyle bu alış verişi olumsuz etkilense de geçmişten gelen kopmaz bağlar ilişkiyi devam ettirmektedir. Sadi, Hafız, Şehriyâr ve Sehend’in Türkiye’ye etkisi; Cevat Heyet, Hamit Nutki’lerin Türkiye’den etkilenmesi devam etmektedir.

۶- Sizi bir elmi, araşdirici ve akademik insan taniyirdik, kafqaz koçak romanina kimin! Neden roman yazmağa başladiz? Edebiyat çekimi idi yoksa o rumanda olan real ve tarihi olaylar!?

– Önce şunu belirteyim ki ben doçentlik unvanını “Türk Edebiyatı Doçenti” olarak aldım. Tabiidir ki edebiyatın, tarih, dil, estetik, din ve sair boyutları vardır. Eğer bir edebiyatçı başaracağına inanıyorsa millet için elzem olan konularda yazmalıdır. Ben doktora unvanını aldıktan sonra gördüm ki İran Türklerinin dili, edebiyatı, tarihi ve diğer sanat dalları ile ilgili Türkiye’de fazla çalışma yapılmamıştır. Başka bir ifade ile Türkiye’de İran Türkleri neredeyse hiç bilinmiyor. Ben bunun için yirmi yıldan fazla ömrümü İran Türklerinin edebiyatını, tarihini ve kültürünü tanıtmaya ayırdım. Bu cümleden gördüm ki mutlak yazılması gereken bir mevzu var ama yazılmamış.

۹۳ Harbi yıllarında Türkiye’nin doğusunda yapılan savaşları ve o dönemde milletimizin başına gelen felâketi Mehmet Ârif Bey “Başımıza Gelenler” adlı eserinde yazmıştır. Aynı dönemde batıda Rus ve Bulgarlarının Balkanlarda yaptığı zulüm ve işgalleri de Zağra Müftüsü Hüseyin Raci Efendi yazmıştır.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında daha doğrusu Bolşevik İhtilali arifesinde ve sonrasında batıda yaşananları Refik Özdek “Ocağımız Sönmesin” adlı romanında işlemiştir. Ne var ki, Bolşevik İhtilali ve sonrasında Kafkasya’da, Sovyet yönetimimin -Kızıl Ordu, ÇEKA ve NKVD’nin- Kafkas halklarına yaptığı zulüm Türkiye’de yazılmamıştı. Azerbaycan’da yazılanlar ise Rus, Ermeni gözüyle ve komünist mantığı ile yazılmıştır.

İşte ben bu noksanlığı görerek Sovyet işgaline ve Bolşevik zulmüne karşı çeyrek asır dağlarda silahlı mücadele veren, daha sonra Türkiye’ye geçip burada ihanet, cesaret ve sefaleti yaşayan “Kafkas Koçakları’nın bizzat kendilerinden kaydettiğim hatıralarından ve edindiğim bilgi ve belgelerden hareketle bu dönemin kahramanlarının ve onların ailelerinin romanını yazdım. Romanın epigrafında yazdığım gibi “Kahramanların destanları yazılmazsa halk satkınların yalanlarını okur.”

۷- kafqaz koçaklari romaninin olaylarının kaç fayizi real dir? Butunu yoksa roman teheyoli da var rivayet de?

Kafkas Koçakları romanı, kahramanları ile, olay örgüsüyle, mekânları ile tamamen gerçektir. İçerisinde reel olmayan hiçbir unsur yoktur. Azerbaycan’ın ünlü âlimi Prof. Dr. Babek Kurbanov’un Türkiye’de yayımlanan “Bellgesel Bir Roman: Kafkas Koçakları” ve Azerbaycan’da yayımlanan “Kafkas Koçakları Bedii Roman Dilinde” adlı makaleleri ve Gürcistan’dan Prof. Dr. Şureddin Memmedli’nin değerlendirmeleri bu bakışı desteklemektedir.

۸- Onda bu nedenle roman hemasi bir roman olub mu?

– Okuyan herkes bu romanın bir devrin destanı olduğunu tereddütsüz söylemektedir.

۹- Indi real olduğunda, kendi dilizden eşitmeyi(duymaği) bize daha artik lezzet bağişlar! Lutfen birde dilizden eşidek!

– Bir daha rahatlıkla diyebilirim ki Kafkas Koçakları romanı kesinlikle reel bir romandır.

۱۱- Türkye de nasil alindi, kafkaz koçaklari? Ikinci basıma gitti mi?

Roman Türkiye’de çok iyi karşılandı. Hiç biir reklam ve teşvik olmadığı hâlde ikinci baskısını yaptı. Bu ay üçüncü baskısı yapılacak.

۱۱- Kaç dile çevrildi kafkaz kocaklari romani?

– Yayımlanmasının üzerinden üç ay geçmeden Ünlü tenkitçi Doç. Dr. Meti Osmanoğlu tarafından Azerbaycan Türkçesine çevrildi. Beş altı ay sonra da İran’da Ünlü yazar Ali Rıza Zihak tarafından Farsça’ya tercüme edildi. Fransızca ve Kazak Türkçesine tercümesi devam ediyor. Henüz bitmemiştir.

۱۲- Oralarda nasıl alkışlandı?

– Azerbaycan, İran ve Gürcistan’da çok iyi karşılandığını biliyorum.

۱۳- Birde hekaye toplusu yazibsiz, topal esker adinda! Onun da baresinde bize bilgi verin lütfen!

– “Topal Asker” adlı hikâye kitabımda yer alan 9 hikâyenin tamamı tarihi gerçeklerdir. Mutlaka yazılması gereken olaylardır. Bu önemli tarihi olayları hikâye tarzında yazarak gençlere sunmak istedim.

۱۴- topal esker`in hikaleri ne konularda dır?

– Tarihi konulardır.

۱۵- Indi başka bir edebi yazi elizde varmi ya elmi çalişisiz?

– Kafkas koçakları ile ilgili ikinci romanı yazmaktayım.

۱۶- Bu roman neyin hikayesidir? Bu da kakqaz koçaklari gibi real dir?

– Daha adını kesinleştirmedim ama tahminen “Kafkas Koçakları II” adını alacak. Koçakların Azerbaycan ve Gürcistan’da kalan ailelerinin sürgüne gönderilmesi, perişan edilmesi, pek çoğunun öldürülmesi ve koçakların Türkiye’de sürgüne gönderilmesi, onlara yapılan hıyanetin, gösterdikleri cesaretin ve çektikleri sefaletinin romanı olacaktır.

۱۷- Hocam sonraki bernameleriz nedir? Edebiat sahesinde çalişmak istirsiz ya elmi?

– Bu romanı yayımladıktan sonra ilmî çalışmalarıma ağırlık vereceğim.

۱۸- Yeni yetme habele genc’lere tövsiyeniz nedir?

– Gençlere en vacip tavsiyem şudur ki, mekteplerde verilen tarihi ve edebi bilgilerle yetinmesinler. Daha çok okusunlar. Daha çok araştırma yapsınlar. Meselelere ve olaylara bir taraftan bakmasınlar. Çeşitli kaynaklardan karşılaştırarak okusunlar. Zaman kaybetmeden temel eserleri okusunlar. Yakından uzağa doğru okuyup araştırsınlar. Önce kendi halkının başına geçenleri, onların edebi, kültürel sanat eserlerini sonra başkalarının şeklinde devam etsinler.

۱۹- Güney Azerbaycan la türkye arasın’da kültür birliğin nasıl korumak olar sizce?

İran Azerbaycan’ı ile Türkiye arasında var olan kültür ve medenî ilgi daha da geliştirilmelidir. Gaspıralı’nın dediği gibi dil birliği geliştirilmeli. Fikir birliği geliştirilmeli. Arkasından iş birliğine gidilmelidir. Büyük güçlerin tuzağına düşülmemeli, dost ve düşmanlar iyi ayırt edilmeli.

۲۱- Bu iş’de en çok vazife ve yük dövlet’lerin boynuna tuşur yoksa hünermendlerin?

– Devleti devletli kılan o ülkenin aydınları, âlimleridir. Aydınlar, âlimler “aydın” olursa memleket de aydın olur. Biz insanlarımızı aydınlatmalıyız. Arz talebe talep de arza bağlıdır. Her iki taraf da üzerine düşeni yapacaktır. Bunları birbirinden ayrı düşünmek olmaz.

۲۱- Bu vazifeyi doğru düzgün yapmağa ne etmelidiler?

– İran Türkçesinde güzel bir söz var. “Hemsaye” sözü. Birbirimize gölge edip, birbirimize saye salmalıyız. Samimi ve dostça birliktelik oluşturmalıyız. Biri birimizi görmezden gelip veya sırtına binmemeliyiz. Bunu yaparsak geleceğimiz iyi olur. Maksadımız birbirimizi korumak ve yardımcı olmak, birlikte el ele istikbale yürümeliyiz.

  1. Teşekkür ederim.

– Ben de ilginiz, dikkatiniz ve sorularınız için çok teşekkür ederim. Derginizin bütün çalışanlarına sevgi ve saygılarımı sunarım.

Imza Dərgisini buradan oxuyun.

بیر گؤرۆش یاز

ایمئیل یایینلانمایاجاق ایسته‎نیله‎ن بوشلوقلار خاللانمیشدیر *